İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Absürd Tiyatronun Önlenemez Yükselişi mi?

İATG 2007’de, TİYAGAMM’ın oldukça temiz ve yalın bir reji ve oyunculuk anlayışı ile sahnelediği Fernando Arrabal’ın “Cephede Piknik” adlı oyununu seyrettikten sonra yapılan söyleşide, “Niçin absürd tiyatro?” sorusunun yanıtı aşağı yukarı şöyle verildi: Absürd bir dünyada yaşıyoruz; öyle ki, dünyada yaşananlar bizim sahnede gösterdiklerimizle yarışamıyor. Sonra başka bir topluluk üyesi söz aldı ve üniversite kampüsünde öğrencilerin nasıl depolitize bir hal ve gidişat içinde olduklarının altını çizdi.

“Cephede Piknik”ten önce, EÜTT’nin dinamik ve çok odaklı bir mizansen anlayışı ile sahnelediği Gyula Hay’ın “At” adlı oyununu seyretmiştik. Absürdlüğü şüphe götürmeyen kurulu düzen karşısında iflah olmaz ve bir türlü ayamayan bir halk kitlesi yorumunun bilinçli bir tercih mi olduğu sorusu sorulmuştu? Sorunun yanıtı olumluydu. Gerekçeleri de aşağı yukarı TİYAGAMM’ın gerekçeleriyle örtüşüyordu: İflah olmaz bir toplumda yaşıyoruz.

Tek başına bu verilerden hareketle üniversite tiyatrolarında absürd tiyatronun yükseliş içinde olduğunu iddia edecek değilim. Fakat, yıllardır dikkatimi çeken bir nokta, absürd oyunların düzenli olarak üniversite tiyatrolarının repertuarına girdiği ve örneğin 1980 öncesinin politik tiyatro ile absürd tiyatro kavgasının yaşanmadığıdır. Aksine, birçok topluluk oyun repertuarlarında örneğin Brecht tiyatrosu ile absürd tiyatroyu yan yana getirebiliyor ve üstelik, bu ikisinin barış içinde yaşamasını normalleştirebiliyor.

Absürd tiyatronun genç tiyatrocular için toplumsal bir protesto olanağı yarattığı iddia edilebilir. Akıl dışı bir kurulu düzeni çeşitli yönleriyle ifşa ederek traji-komik bir evren inşa eden absürd tiyatro, toplumsal özneler olarak bizlerin kurulu düzen içinde gönül rahatlığı ile yer almamıza izin vermediği gibi, insan yapımı ve işin içinden çıkılmaz çelişkilerle kurduğu dünya kolaycı çözüm önerilerine karşı çıkar. Dahası, absürd olanı hafif güldürü içinde olağanlaştırmak ve eğlenecelik hale getirmek gibi bir eğilimin de alternatifidir – elbette absürd tiyatro adına hafif güldürü üretimi yapılmıyorsa. Bu nedenle asıl tartışma, açmaza dayalı ve toplumsal olarak yapıcı bir değer üretimi olasılığının önünü kapatan oyun yapılarının ima ettiği etik ve politik önermeler düzeyinde gelişir.

Absürd tiyatronun, tiyatrocuları toplumsal gidişatın sorumluluğundan kendini muaf tutmak ve kendini halktan soyutlamak (onun bir parçası olduğunu unutmak) gibi nihilizan bir eğilimi kışkırttığı açıktır. Absürd tiyatronun acımasızca ve gerçekçi bir yönelimle ortaya koyduğu trajik açmaz düşüncesinin nihai olarak kendisini doğruladığı kolayca savuşturulabilir bir tez değildir. İnsan yapımı ve küresel bir karakter kazanan felaketleri ciddiye almamak mümkün mü? Fakat, tam da bu nedenle, absürd bir dünya tasarımını doğrulama işleminin bir parçası olmak yerine saçma olana karşı tavır almanın yollarını araştırmak her zamankinden fazla yakıcı hale gelmektedir.

Benim absürd tiyatroya karşı nasıl bir tutum geliştirilmesi yönündeki soruya yanıtım, absürd gerçekliğin ciddiye alınması, ama tiyatro yoluyla evrenselleştirilmemesi yönündedir. Tiyatro sanatının asli kaygısının etik olduğunu ve haz politikalarını bu kaygıyla geliştirdiğini düşünen birisi olarak (Aristo’nun kulakları çınlasın), absürd tiyatronun etik düzeyde bir seçeneksizlik üretmesinin ve değer yitimini kışkırtmasının içsel mantığının bir gereği olduğu görüşündeyim. Bununla birlikte, 1980 sonrasından günümüze amatör ve gençlik tiyatrolarında absürd tiyatronun yükselişi gibi bir olgudan söz edilecekse, bunun başlı başına ele alınması ve tarihselleştirilmesi gereken etik ve politik bir karasızlığa tekabül ettiği söylenebilir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

tr_TRTurkish